|
|

| Kimimizin işi gücü, kalktığı andan yattığı ana kadar dünyaya sövmektir. Neden bu haldeyim, neden param yok, neden çirkinim gibi cümleler kurarak geçirirler günlerini. Oysa dünyanın ne olduğunu anlasalar onlarda, huzuru, mutluluğu tadarlar. Dünya bir aynadır, siz ona nasıl bakarsanız, kendinizi öyle görürsünüz. Dünya bir yankıdır, siz ne derseniz aynısını tekrarlar. Dağa çıkıp, duyduğunuz seslere, yankınıza, "Sen Kimsin?" diye karşılık verirseniz oda size aynısı söyler. Siz ne kadar sinirli bağırırsanız o da size bağırır. Ancak bunu yapmak, yani aynaya küfretmek akıl kârı değil. | İnsanlar da bu aynanın bir parçası. Siz birine ters davranırsanız, hakaret ederseniz onlarda size aynı şeyi yapar. Boşuna dememişler kötü söz söyleyenindir, diye. huzurlu olmak istiyorsak hayata gülmeliyiz, insanlara tebessüm etmeliyiz ki aynısını onlardan da görelim. Öyle ki, bir tebessüm domino taşlarının birbirini tetiklemesi gibi, bir çok güzel olaya sebep olur. Bu yazıya ilk yorum yapan siz olun. | Favori olarak ekle (1) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın |
|
Devamını oku...
|
|
 | Herkesin saygı duyduğu birileri vardır. Saygımızı, gerek ceketimizi ilikleyerek gerekse bir dediklerini iki etmemekle gösteririz kimi zaman. Tabi bizde, saygı duyulan biri olmak isteriz. İnsanlar, kendilerine saygı duyulması için herşeyi yaparlar. Hiç düşündünüz mü saygı ne demek? Kime saygı gösterilir ve niçin gösterilir. Aslında, saygı kelimesini bırakın, saygı ile alakası bile olmayan insanlar var ama ben yinede bu yazımda ilgililere, içimizde duyduğumuz o benzersiniz histen bahsedeceğim. İdollerimiz ile karşılaşmak, diyalog kurmak, rica kelimesini kullanmalarını beklemek ruhu tatmin eden besinlerdendir. | İnsanlar birilerinden saygı görmek için, onlara ya korku verir ya da sevgi, çünkü saygı hasatdır. Ekilen korkunun da hasatı saygıdır, ekilen sevginin de. Korku ekmek, hasatı hormonlu yollarla elde etmek gibidir, yani çabuk oluşur ama kalitesizdir, ömrü de kısadır. Lakin ekilen sevginin hasatı öyle güzel ve kalitelidir ki, ömür boyu tazeliğini korur. Yorumlar (58) | Favori olarak ekle (1) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın |
|
Devamını oku...
|
|
 | Şimdi anlatacağım olay çok uzun yıllar önce gariban bir köyde gerçekleşmiştir. İki çoban bir gün köye inmişler, gezer iken acıkmışlar uygun bir yerde çöküp yemeklerini çıkarmışlar. Tabi fakirlik, sofrada ekmek peynirden başka birşey yok. Der iken orda oyun oynayan çocukardan biri geliyor ve diyalog başlıyor;
| |
|
Devamını oku...
|
|
 | İnsan oğlunun zekası herşeye çalışıyor, keza, özellikle uyanıklığa ayrı bir özen gösteriyor. Kendi işini büyütmek isteyenlerin, para kazanmak isteyenlerin ve bunu başaranların zekâlarına hayranım. Verebileceğim en iyi örnek, buzdan jeton yapıp kullanan adamdır. Bu adam acaba bunu ne kadar düşünüdü de uyguladı? İnsanı hayretler içerisinde bırakıyorlar. Bu sadece sayısı belirsiz illegallikten biri, bunun gibi niceleri var. Para kazanmak herkesin isteği, hayali ama herkes yapamıyor işte. Kazanmak içi kafayı çalıştırmak lazım. Çalıştırarnlardan biri de Anti-Virüs Firmaları. Bu firmalar, onca emek harcayıp programlarını piyasaya sürüyorlar. Lakin hiç virüs olmasaydı Anti-Virüs'cülerin kazancı ne olacaktı? | Her sektörün bir diğeriyle ilişki içinde olduğunu anlamayanlar var ise bu yazıdan sonra anlayacaklardır. Bir çok firmanın, kurumun hatta bireyin para kazanma yöntemini anlatıyorum. Uyanıklar para kazanırken, tutumlarının fark edilmediğini zannediyorlar. Gerçi çoğumuz fark etmiyoruz ama edenlarin sayısı da az değil. Peki edenler niye birşey yapmıyor? Dünyanın bir dengesi ve sistemi var bunu bozarsanız dışlanırsınız. Dışlanmak derken toplumdan dışlanırsınız değil, kendi vijdanınız sizi dışlar, keşkeli cümleler içinde boğulurken, bir kaç tane de, birinin yapması gerekiyordu gibi cümle kurarsınız. Neyse biz Anti-Virüs'cülerin taktiğini anlatmaya devam edelim. Yorumlar (32) | Favori olarak ekle (0) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın |
|
Devamını oku...
|
|
| Web ortaya çıktığında, hepimiz hayatımıza küçük bir çocuk girmiş gibi heyecanladık, büyüdükçe sanki biz büyütmüşüz gibi sevindik. İlk dönemde herkes site açma hevesindeydi. 3-4 sayfalık siteler açılmıştı, komik cümleler, burç yorumları, hava durumu gibi içerik scriptleri ile doldurulmuşturlar. Güncel site hiç yok gibiydi, keşfedilenler ise ziyaretçi akınına uğruyordu. Firmalar maliyetinden kat kat fazlasını ödüyordu bir tanıtım sitesi açtırabilmek için. İnternet uzay çöplüğüne dönmüştü. Copy-paste mantığı oturmuştu site sahiplerinin aklına. Daha sonra blog sayfaları açılmaya başladı bir bir. İnsanlar için güncellik arkaplanda kaldı ön plana çıkan olgu, içeriğin kalitesi oldu. | Copy-paste'cilerin politikası balık vermekti. Ama bu böyle gitmezdi balık tükencekti. Bu anlattıklarımın hepsinden sonra günümüz web politikası benimsenmeye başlandı. Bu politika ile yüzlerce site başarıya ulaştı. Peki nedir günümüzün politikası? Hemen söylüyorum, "Bana balık verme, tutmayı öğret."Bu politika programlama bilgisi istiyordu bu yüzden, copy-paste'ciler internet sahnesinden elendi. Buna uygun hareket eden ve başarıya ulaşan sitelerden biride Youtube, site insanlara kafasına göre ün vermedi, onlara ün yapabilecekleri fırsat ve hizmet verdi. Bir başka örnek, blog hizmeti veren siteler, yaptıkları şey, kullanıcılara imkan vermek karşılığınıda onların bloglarındaki reklamlardan almak. Bu yazıya ilk yorum yapan siz olun. | Favori olarak ekle (0) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın |
|
Devamını oku...
|
|
| Her ne kadar cahilimiz çok olsa da, neticede arif bir milletiz. Lakin eski köylümüzün sahip olduğu bilgelik bile, artık kalmadı. Teknoloji her işimizi hallediyor nasılsa diye düşünenler bilgiye önem vermedi ama yapılan bu hatanın bedeli ağır olacaktır. Şimdi size: "Su kaç derecede buharlaşır? Diye sorsam, bir çok kişi 50, 60 derece diye başlar, 100 de geçilir 150'ye kadar cevaplar gelir. Halbuki cevap, su her derecede buharlaşır olacaktı. Üstelik suyun buharlaşırken temas ettiği yüzeyden ısı çektiğini, biliyormuydunuz? Zamanında köylümüz bile biliyordu ki tarlaya giderken testisinin çevresini ıslatılmış bezle sarıyordu. Bezdeki su buharlaşmak için testinin ısısını emiyor, soğuyan testi de, içindeki suyu soğuk tutuyor. İşte biz buna doğal termos diyoruz. | Türkiye'de özellikle Doğu Anadolu'da yükselti çok fazladır. Yükseltinin fazla olduğu yerde yerleşmiş kişi sayısı azdır. Az olmasının sebebi yükseklik korkusu filan değil tabiki. Sıcaklık faktörü bir yeri yaşanılabilir veya tam tersi yapar. Tabi bunun yanında su, ulaşım, alt yapı, hizmet gibi faktörlerde önemlidir. Yükseklerde nüfusun sıcaklık yüzünden az olduğunu belirttik. örnek vermek gerekirse, Erzurum'da hava -20 dereceye kadar düşebiliyor. Yorumlar (2) | Favori olarak ekle (0) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın |
|
Devamını oku...
|
|
|