Currently Browsing
Posts Tagged ‘ blog ’
Facebook Duvarınızı RSS ile Besleyin
Web sitenizin, blogunuzun yada Twitter hesabınızın Facebook hesabınıza otomatik olarak eklemensi için geliştirilen Rss Graffiti uygulaması ile büyük zahmetden kurtulacaksınız. Size lazım olan iki şey var o kadar, bir Facebook hesabı ve bir rss adresi. Facebook’da basit bir kurulumdan sonra, ister kendi profilinizin ister sizin oluşturduğunuz grup yada sayfanın duvarına belirlemiş olduğunuz rss adresi veey adresleri kendiliğinden eklenir. Uygulama o kadar güzel işliyor ki, eklenen içerikten otomatik bir resim alıyor ve yarım saatte bir sitenizi kontrol ediyor yeni içerik var mı diye.
Facebook’da bu uygulamayı kurmak istiyorsanız, http://apps.facebook.com/rssgraffiti linkine tıklayarak ulaşabilirsiniz, henüz ingilizce ama basit bir arayüzü olduğundan kolayca kullanabilirsiniz. Artık blogunuzdaki yada sitenizdei içerikleri tek tek eklemenize gerek yok, bu güzel fırsatı kaçırmayın derim,
Dikkat Dikkat Yeni Salgın Geldi
Kuş gribi, kene derken şuan medya yeni bir korku unsuru paylaşmıyor ama ben size söyleyeyim şuan bir salgın hastalık var. Öyle bir hastalık ki anında bulaşıyor, tedavi olmadan iyileşebiliyorsunuz. Nedir bu salgının adı ? Adı Atalet. Adaletle karıştırmayın, Atalet. Sanki biri bir vurdum duymazlık, umursamazlık virüsü geliştirmiş ve salmış insanların arasına. Halk televizyonkolik olmuş gazeteden uzak, dergiden uzak, taraf tutmaktan uzak. Zevki faaliyetlerin taraftarı olmuş. Tarihini bilmemek bir yanda dursun, tarihini öğrenmeyi isteyecek hevesi yok.
Nedir bu Atalet denen şey ? Kişisel gelişim kitaplarında bol bol adı geçen, psikoloji alanında doktora yapmış bir kelimedir. Kişi ne yapması gerektiğini bilir, niçin yapması gerektiğini bilir, nasıl yapacağını bilir, yapması gerektiğini bilir ama yapmazsa işte o kişide Atalet vardır.
Her konuda atalet mümkün fakat benim bahsedeceğim internetle ilgili. İnternet kullanıcıları, onca video izliyor, yazı okuyor, siteye giriyor, blogları okuyor, resimlere bakıyor, müzik dinliyor, oyun oyun oynuyor ve daha birçok şey yapıyor ama kalkıp da aldığı emeğin karşılığında ne bir teşekkür var ne bir yorum ne de başka bir destek. Kaç blog biliyorum ben, yazar okuyucudan birşey alamadığı için kapanan.
Nasıl giderilir bu Atalet, kelime anlamı eylemsizliktir. Ondan kurtulmak için harekete geçmek gerekir. Her zaman herşeyi düşünmek sorunda değilsiniz, sadece yapın gitsin. Nike’ın sloganını bu yüzden hep sevmişimdir; Just do it.
Wolkanca Tekrar Aramızda
- 29 Temmuz //
- Posted in Genel, Web //
- Tags : blog, çalışmıyor, site, tekrar, volkan, wolkanca, yayında
- No Comment
Uzun süredir kapalı vaziyette duran Wolkanca blog herkes için merak konusu olmuştu. Yakın tarihte Volkan Bey’in yaptığı açıklamayla bu merak giderildi. Kendisi blogunda yazdığı bildirimle bizi aydınlattı. Sitenin çalışmamasının nedenlerini şöyle yazmış; “Arkadaşlar sürekli mesajlar geliyor sağlı sollu Wolkanca bloga ne oldu diye. Şimdi öncelikle sitenin kapalı kalmasının nedeni yoğun saldırılara karşı savunma yapamamamız, savunma yapamamamızın nedeni ise benim tatil dönüşü ciddi bir kaza geçirmem, olay bundan ibaret.”
Volkan Bey bir de hosting kullandığı firmayı değiştirmiş, yerli firmaların da en az yabancılar kadar iyi olduğunu göstermek gibi bir niyeti de buna ekleyerek İsimtescil ile yola devam etmeye karar vermiş.
Ayrınca eklediği dipnotu eklemeden geçmeyelim.
“Sitenin üzerinde yapacağımız birçok iş var, bu işler zaman alacak ve rica ediyorum sağda solda web dedikodularına itimat etmeyin çünkü bizim hakkımızda kimse zerre kadar bilgiye sahip değil, ben takip edemedim maalesef ama bana gelen mesajlardan anladığım kadarı ile bayaa bir karışmış ortalık bunları daha önce de çok gördük efsaneler ölmez sadece şekil değiştirirler.”
Bilmeyenler için bir dipnot da benden, Wolkanca blog türk blog tarihinin en iyileri arasındadır. Kendisine geçmiş olsun dileklerimle güzel günlere tekrar kavuşmak için kolay gelsin diyorum.
WordPress Joomla’yı Döver mi ?
Eminim bu sorunun cevapı çok tartışılır, şimdiye kadar çok yazıldı çizildi. Ben görüşlerimi ikisini de kullanmış biri olarak söylüyorum, uzun bir süre Joomla kullandım gerçekten o zamanlar bana eşsiz bir sistem gibi geliyordu, WordPress henüz şimdiki halini almamıştı. Bana WordPress kullan dediklerinde gülüyordum. Joomla’nın, binlerce teması arasında seçim yapmak, istediğin sisteme entegre etmek gibi lüksleri herkesi cezbediyordu, beni de etmişti.
Tam 4 yıl aralıksız joomla kullandıktan sonra, bir gün Teknobilim’i güncellemeye karar verdiğimde, duyumlarını sık sık aldığım WordPress’i tekrar incelemek istedim. Bir de ne göreyim WordPress uçmuş, almış başını gitmiş, Joomla’ya toz yutturmuş. İkisi arasında çok düşünmeden hemen WordPress’i seçtim ama neden ? Joomla kullandığım zamanlar blog kültürü daha tazeydi, Blogger, WordPress gibi sistemler yeni yeni tanınıyordu. Ben de tam anlamıyla blog kurmadığımdan Joomla’yı seçmiştim fakat şuan WordPress’e geçmek avantajlı çünkü ne kadar iyi olursa olsun Joomla bir blog portalı değildir. Blog yazacağım ve başarılı olmak istiyorum, ıncık boncukla uğraşmadan en iyi güncellemelerle kolayca SEO çalışmaları yapabilmek istiyorum, blogumla birlikte başarılı olmak istiyorum diyorsanız kesinlikle WordPress diyorum.
Söylediklerimden Joomla yetersizdir anlamı çıkmasın, şunu anladım ki bir blogcunun Joomla’yı seçmiş olması demek insanın sol kulağını sağ eliyle tutmasına benziyor. Yine tutarsın ama ne gerek var ?
Muhtarsız Köy Bloxoo
Blog dünyasında yeni bir yapılanma şart! Ne blograzzi, ne başka biri blogcuların istediklerini veremedi. Ülkemizde onca cevher var iken, bu insaları yazmaya teşvik etmek için çabalamak yerine daha fazla reklam geliri için uğraşanlara inat yeni bir yapılanma şart! Blogcularımız gece gündüz demeden bloglarına emek harcarken, okurlarımız okuyabilmek için kendine uygun blog ararken. Bir kendini bilenimiz çıkıp da adam gibi bir sistem kuramadı.
Bloxoo’ya ne oldu? Fırtına gibi esen blograzzi sonrası çok merak ediyorum ne oldu da koskoca veri tabanına sahip site muhtarsız köye döndü. Sitenin forumlarında dahi bu belirtilirken bir tek yöneticinin ses çıkarmaması çok ama çok acayip.
Neden yeni yapılanma şart ? Çünkü okurla – yazarı tanıştırabilecek birilerinin olması gereklidir. Mevcut siteler ve topluluklar içerisinde bir tane dahi yok ki, blogcuların emeklerini haksızlık olmadan sıraya soksun, okuru cezbedip doğru yazara ulaştırsın. Şuan blogların başkenti yok, kim neyi neye göre sıraya sokuyor belli değil. Peki diyeceksiniz çok biliyorsan sen yap, o seviyeye ulaşırsam yaparım.





